[x]
All Deviations

~seruven:iconseruven:

Seruven Dergisi  
[x]

Duyurulur...

Journal Entry: Wed Jul 2, 2008, 12:32 AM
DA üyesi olan arkadaşlarımızdan Yeni Serüven dergisinin son çıkan 4 sayısı ellerinde olmayan varsa bize yazabilirler...Kargo ücreti onlara ait olmak üzere her sayımızı kendilerine göndereceğiz... Açık adreslerini ve hangi sayıları istediklerini bize not olarak yazmaları yeterli olacaktır.
Herkese Kolaylıklar

  • Mood: Love
  • Listening to: R. Crumb and the Cheap Suit Serenaders
  • Reading: E.H.Carr
  • Watching: Vexille
  • Playing: CM

Çizgi Roman ve Politika

Journal Entry: Fri Jun 6, 2008, 11:20 AM
Çizgi romanlar ülkemizde ve dünyada, yakın bir geçmişe kadar, çoğunlukla çocuklara yönelik, sanatsal veya politik bir derinliği olmayan, hatta kimi zaman zararlı bir tür olarak nitelenmiştir. Son yıllarda yetişkin okurlara yönelik çizgi roman ve grafik romanların popülerleşmesinin ve kısmen de geçmişe/çocukluğa duyulan özlemin etkisiyle çizgi romanlar hakkında yapılan yazı ve çalışmaların sayısında bir artış olmuştur. Günümüzde, Kültürel Çalışmalar alanının popüler kültür ürünlerini incelemeye yönelik tavrı çizgi romanları da kapsamaya başlamış durumdadır. Ülkemizde bu çerçevede çalışmalar yapılsa da çizgi romanlar hâlâ yeterince incelenmemiş bir alan olarak durmaktadır. Tesmeralsekdiz’in “Çizgi Roman ve Politika” başlıklı bu dosyası Turkiye’deki çizgi roman çalışmaları alanına küçük de olsa bir katkıda bulunma amacını gütmektedir.

Dosyamızda,
nostaljik olmaktan imtina eden, hatta belki “çizgi roman ve nostalji” mefhumunu sorun edinen,
çizgi roman ve politika ilişkisini irdeleyen,
örtülü veya açık biçimde politik olan çizgi romanlarla ilgili,
büyük anlatılar kadar minör politikaları da göz önüne alan
yazılara ve çevirilere yer verilecektir.

Katkıda bulunmak isteyenler, dosya editörü Can Yalçınkaya’yla canyalcinkaya(at)yahoo.com dan iletişime geçebilir. Yazılar ve/veya çeviriler için son tarih 15 Ağustos 2008' dir.

  • Mood: Love
  • Listening to: Amari Szi, Amari
  • Reading: Road Dahl
  • Watching: The Chase

Frankfurt'ta Türkiye'de Çizgi

Journal Entry: Sun May 25, 2008, 12:31 AM
Dünyanın en büyük kitap fuarı olarak kabul edilen Frankfurt Kitap Fuarında Türkiye bu yıl konuk ülke olarak yer alıyor. 15-19 Ekim 2008 tarihleri arasında gerçekleşecek fuarda Türkiye'de Çizgi Roman konulu bir sergi ve buna bağlı farklı etkinlikler de yapılacaktır. Çizgi roman ile ilgili sergi ve etkinliklerin danışmanlığını arkadaşımız Levent Cantek sürdürmektedir. Sergi ve etkinliklerle ilgili gelişmeler ayrıntılı olarak sayfamızdan duyurulacaktır.
[link]

  • Mood: Love

DG Yeni Çizerlerini Arıyor

Journal Entry: Mon Apr 28, 2008, 1:20 PM
Hatırlayanlar olacaktır, Tam Macera dergisinde Coşkun Kuzgun'un çizip Aziz Tuna C.'nin yazdığı Deli Gücük adli bir çizgi roman serisi yayınlanmıştı.

Bu yılın Ekim-Kasım aylarında çok sayfalı bir Deli Gücük albümü yayınlanacak. Pek çok çizer ve yazar arkadaşımızın katkılarıyla yayın hazırlıkları süren bu çalışmaya katkıda bulunmak isteyen çizer arkadaşlar, sayfamızdan bize not atabilirler.

Duyurulur.

....

Memleket kokan adalet. Huzursuz seyyah, kargalarla konuşan adam, "yalan dünya, kahrolası hayat". Deli Gücük, Osmanlı taşrasında, dünyayla, alçaklarla, kendiyle hesaplaşıyor.

  • Mood: Love
  • Listening to: Radyo Tiyatrosu
  • Reading: Spinoza
  • Watching: Before the Devil Knows You're Dead

Persepolis'e Önsöz

Journal Entry: Thu Mar 6, 2008, 2:49 PM
Persepolis, İranlı çizgi romancı Marjane Satrapi’nin otobiyografik çalışması. Önce Fransa’da sonra Amerika’da pek çok önemli çizgi roman ödülü alan çalışma, gördüğü ilgiyle farklı dillerde de yayımlanmaya başladı, ardından animasyon uyarlaması yapıldı. Persepolis’in popülerliği gün be gün katlanarak arttı. Kitabı okuyanların fark edeceği gibi insana dokunan bir hikâye anlatıyor Satrapi. Ama hepimiz biliyoruz ki global başarılar için iyi hikâye anlatmak yeterli olmuyor.

Fransa için “Çizgi Romanın Cumhuriyeti” denir, Fransızlar çizgi romanı milli sanatları sayar ve bununla övünürler. Toplam satış rakamlarına bakılırsa Fransa’da çizgi roman endüstridir. “Çizgi roman” denildiğinde Türkiyeli okurun aklına öncelikle çocuklar için üretilen, aksiyona dayalı, çoğunlukla serüven ve mizah içeren anlatılar gelir. Bilinen örnekler düşünüldüğünde haksız değillerdir. Oysa Fransa gibi endüstriye dayanan çizgi roman pazarlarında anaakım eğilimlerin dışında duran tür ve anlatılar mevcuttur. Satrapi bu türden çizgi romanlar üreten bir çizer. Her şeyi başaran, olağanüstü maceralar yaşayan kahraman(lar)ı yok örneğin. Kendinden ve yaşadıklarından yola çıkan daha minimalist hikâyeler anlatıyor. Çizgi romanın doğasında varolan iyi-kötü karşıtlığıyla ilgilenmiyor. Kusursuz ve zaafları olmayan biri gibi anlatmıyor kendini. Ailesini, geçmişini ve İranlıları mutlak iyiler ve kötüler gibi resmetmemeye çalışıyor. Şöyle özetlemek mümkün: Satrapi, çok satar bir çizgi romancı değil.

Oysa bugün ortaya çıkan tablo bunun aksini söylüyor. Çizgi romanın saygı görmediği ya da küçümsendiği ülkelerde dahi rağbet gören, konuşulan bir kitap Persepolis. Aslına bakılırsa Ortadoğu ülkelerindeki çalkantılar, 11 Eylül ve radikal İslam’ın varlığı, Batı’da “düşmanı” anlatan kitaplara olan merakı körüklüyor. Batılı eğitimden geçmiş ve genellikle Batı’da ikamet eden Müslüman entelektüel, yazar ve akademisyenlere şöhret kazandıran bir dönem yaşanıyor. İslam’ı anlatan kitap, yorum ve açıklamalar mevcut endişe, infial ve anlama arzusuna denk düştüğü için çok satıyor ve ilgi görüyorlar. Persepolis’in başarısında bu ilginin payını azımsamamak gerekir. Satrapi’yle yapılan hemen her rö;portajda 11 Eylül sonrasında evrilen siyasetle ilgili sorular yöneltiliyor.

Satrapi, Frankofon eğitimi almış, İran’ın kalbur üstü ailelerinden, yıllardır Fransa’da yaşıyor ve hikâyelerini ister istemez Fransız okurunu düşünerek anlatıyor. İran’da otobiyografi geleneğinin olmadığı, otobiyografi yazanların yurt dışında yaşamış ya da yaşayan İranlılar olduğu biliniyor. Persepolis’in zaafı ya da üstünlüğü bu melezlikten çıkıyor. Kitabı bir İran eleştirisi olarak görmek mutlak yanlış ve eksik olur ama çoğu kez öyle okunup işaretlendiği anlaşılıyor. Satrapi, İran’ı sevdiğini, önyargılarla uğraştığını hissettirip, Batılı büyüklenmecilikten duyduğu rahatsızlığı dillendirse de Persepolis, ekseriyetle İslamcı radikalizmi hikâyeleştiren bir anlatı olarak okundu, okunuyor. Ortalama okurun beğenisi aktüel ilgi ve endişelerden beslenir, özellikle politika söz konusu olduğunda okuduğu kitabı yaşadığı zamana ve kültürüne benzetmeye meyillidir. Şü;phesiz Persepolis, İslamcı radikalizmden endişelenen herkesin ilgisini çekebilir türden “vesika”. Ama Satrapi’nin pek çok konuşmasında yinelediği gibi Persepolis’i İran ve İslamcı radikalizm eleştirisine indirgemek haksızlık olur. Çünkü sadece bu değil!

Persepolis, sıcak bir kitap. Hınzır, iddiacı, mağrur (haliyle şımarık) genç bir kadın “yaşadıklarını” anlatıyor. Çocukluğun saf ve deneyimsiz lafazanlığı, ergenliğin lakaydi isyankarlığı Satrapi’nin kişisel (ve elbette İran) tarihine eşlik ediyor. Kitap boyunca yasaklar, günahlar, kısıtlamalar, ölümler betimlenirken “yaşamak yine de güzel!” diyen umutlu bir ses fısıldıyor alttan alta. Velâkin mutlu son’lu hikâyecilerden de değil. Satrapi, “melek değilim” diyebiliyor; zaaf ve mahcubiyetlerinden söz ediyor; kaçıyor, korkuyor, başkalarını umursamıyor veya ailesindeki kibir ve hedonizmi saklamıyor bizden. Molla rejiminin katı kuralcılığının her daim işlemediğini, hayatın onu nasıl da gevşettiğinin altını çiziyor. Siyasetin, çizgi romanların, zamanın ve otoritenin dilini (cennet-cehennem, iyi-kötü, suçlu-masum, hain-kahraman klişelerini) ters yüz ediyor, yargıç ya da vaiz olmak istemediğini ısrarla vurguluyor. Persepolis’i sıcak ve insanî yapan da bu zaten. Örneğin genius bir çizer değil, iz bırakan göz alıcı bir çizgisi var denemez. Kitap bittiğinde kimi diyalog ve sahneler ya da ustalıkla belirginleştirilmiş bir karakter (Babaanne) konuşuluyor ama Satrapi’nin yalın (ve bazen naif) çizgisi aklımıza düşmüyor. Ters köşe: Anaakım çizgi roman, çizer narsizmini öne çıkartır, çizilmesi oldukça külfetli-çarpıcı sahneler aralıklarla yinelenir. Okurun o sahneleri (okuması değil) seyretmesi beklenir; anlatı o sahneler yüzünden kaçınılmaz biçimde kesilir, okur o sahneleri uzun uzadıya incelemeye yönlendirilir. Oysa Satrapi çizer olarak varlığını unutturuyor, elbette bu da maharet istiyor. Anlatılan hikâyeye o denli kapılıyorsunuz ki çizginin kıratı önemsizleşiyor. Satrapi, Persepolis’in çizeri değil de kahramanı olarak çıkıyor karşımıza. Mahrem dünyasını, çelişki, hezeyan ve hayıflanmalarını anlatırken handiyse bu hikâyeyi başkası çizdi diyecek bize.

Farklı bir çizgi roman, düşünce ve ifade özgürlüğünü savunan sağlam bir hikâye, İran hakkında hümanist bir yorum okumak; neşeli bir kadın auteur ile karşılaşmak isterseniz Persepolis iyi bir seçim, doğru yerdesiniz…

Levent Cantek
Persepolis, Minima Yayıncılık, Şubat 2008
2.Baskıya Önsöz

  • Mood: Love