Shop Mobile More Submit  Join Login
×

Hangi Nietzsche?

Michel Onfrayin yazdigi Maximilien Le Royun cizdigi Nietzschenin biyografik cizgi romani Nietzsche – Ozgurlugu Yaratmaki incelerken aklimda su soru vardi: Nietzschenin cizgi romani nasil yapilabilir? Guzel cizilmis, el hak, grafik niteligi yuksek, tek tek bakildiginda goz alan sayfalari olan bir calisma ama… Nietzsche gibi sahiden karisik, rivayeti bol, durmaksizin yazan, masa basinda yasayan, pek cok bakimdan munzevi birisi nasil anlatilir?

derinhakikatler.blogspot.com.t…

Basibos ve avare dolasirken

Basibos, Hollandada 2012de yayinlanmis bir ilustrasyon albumu (De Harmonie, Amsterdam). Anlasildigi kadariyla, İstanbulda bir donem yasamis, hatta kimi calismalarini sergileme imkâni da bulmus, 1983 dogumlu genc bir cizerin Gijs Kastin uretimlerinden olusuyor. Biz millet olarak diyelim, disaridan nasil algilandigimizi merak eder, bir yabancinin bizi nasil anlattigina dikkat kesiliriz. Dogrusu, ekseriyetle Arap ve Ortadogu hinterlandina iliskin imge ve kliselerle niteleniriz. Dar sokaklar, tikis tikis pazar yerleri, carsafli kadinlar, ezan sesleri, biteviye pazarlik sahneleri ve erkek kalabaliklariyla anlatilir İstanbul. Camii onunde pir pir ucusan guvercinler, Galata Koprusu balikcilari ve sokak kedileri sik resmedilen manzaralardandir…

derinhakikatler.blogspot.com.t…

Monoton bir grafik roman

Zeina Abirachedin Olmek Gitmek DonmekKirlangic Oyunu yakinlarda yayinlanan yeni bir grafik roman. Lubnanli kadin cizer Abirachedin cocuklugunun gectigi Beyrutta bir apartman dairesinde yasananlari, komsuluk iliskilerini ve savas kosullarinda aileler arasinda gelistirilen dayanismayi anlatiyor. Dokunakli bir hikâyesi var. Grafik roman icin ideal sayilabilecek bir tahkiye kurulmus. Otobiyografik nitelikli, insani bir meselesi olan, yavas ve minimal akisli. Hikâye, bombardiman altinda, olumun esiginde mutlu olmaya calisan iyimser karakterlerin cevresinde gelisiyor. Buradan ekmek cikar mi? Cikar elbet. Gel gor ki ben albumu sevmedim.

derinhakikatler.blogspot.com.t…

Yeni Asteriks ne kadar yeni?

Asteriks, cizgi roman dunyasinin en sevilen seriyallerinden biri. Frankofonluguna ragmen global bir populerlik kazanmasi tartismasiz onemli bir basari. Yasadigimiz dunyada İngilizce konusmayan ve Amerikali olmayan herhangi bir urunun basarisi her bakimdan sasirtici. Ustelik Asteriks nasil tanimlarsak tanimlayalim mizahi bir hikâye. Mizah dedigimiz sey de ister istemez yasadigi yere benzer, tercume edildikce etkisini yitirir. Dusunun, hikâyede, Romalilar butun Fransaya hakim olmalarina ragmen kucuk bir Galya koyune giremiyor, onlardan kose bucak kaciyor, her defasinda sopalanarak maglup oluyorlar. Bu kadar Fransiz olan bir hikâyenin bunca sene yasamasi, global bir ikona donusmesine sadece ilginc diyemeyiz.

derinhakikatler.blogspot.com.t…

Kabadayilar, zombilere ve zamana karsi…

Cizgi romanlardan, filmlerden ve romanlardan, aslina bakilirsa gerceklik vehmi kurarak bize hikâye anlatan herkesten ve her seyden inandiricilik bekliyoruz. İnandiriciliktan ne anladigimiz da bazen karisiyor, sasmaz bir hakikatten soz eder gibiyiz sanki. Ureticilere gercegin, tarihin ve yasanmis olana dair mutlak sadakatin yukunu bindirdigimiz de oluyor. Hayir diyoruz, o tarihte bu bina oyle degildi, insanlar boyle konusmazdi, oyle bir gelenek yoktu, kimseler oyle giyinmezdi vs. Hata bulmanin, yanlislari teshir etmenin ergen hazzini goz ardi ediyor degilim. Anlatmak istedigim her hikâyenin bir gerceklik vehmi yarattigini akilda tutmamiz gerektigi. Fellininin cok sevdigim bir sozu vardir, mealen aktariyorum: "Fikir iyiyse, mantigi pencereden disari atarim.". Gercek, yeri gelir, hikâye oldugunda okunmayacak kadar sikici bile olabilir demek istiyorum.

derinhakikatler.blogspot.com.t…

Keske hayati ve tarihi daha cok hikâyelestirsek

Ulke tarihinin onemli siyasi olaylarini hikâye olarak anlatamadigimizi dusunuyorum. Epik bir akiskanlik, hamasi bir dil ve piyesvari bir teatrallikten fazlasini cikaramiyoruz. Yayincilar, yapimcilar, burokratlar, genis anlamiyla ureticiler tarihe bakarken cocuksulasiyorlar. Krallar olmadan tarihi anlatmak bize ya nafile geliyor ya da gunah raddesinde suc. Onlar olmadan hikâyeler tatsiz, yavan, yetersiz bulunuyor. Siradan insanlarin hukmu yok bizim icin. Donup dolasip mars soyletiyoruz onlara, gecit torenine sokuyoruz. Tarihin kahramani binbir cesit versiyonuyla Ulubatli Hasan oluyor ve hic sasmiyor. Ogretmenleri, imamlari, devrimcileri, sehitleri, askerleri, sanatcilari sloganlarla sunuyoruz. Baska turlusu hosumuza gitmiyor, bizi kesmiyor. Bu kadar gokdeleni bosuna yapmiyoruz, her yerden gorunsun, hayran olunsun istiyoruz. Meramim yanlis anlasilmasin, ah vah etmiyorum, biz boyle anlatmayi seviyoruz demek istiyorum. Gezi Ayaklanmasini anlatabilecek miyiz ornegin? Romantize edilecek, poster havasinda bir donemden digerine devsirilecek orasi muhakkak ama Gezi icin nasil bir hikâye aklediyoruz acaba? 

derinhakikatler.blogspot.com.t…

Konuskan Bir Zweig

Yakin tarihli bir romanin cizgi roman uyarlamasi yapilmasi zaten ilginc; bunu bizzat yazarinin yapmasi, ustelik senaryoyu romana sadakat gostermeden kurmasi iki kere daha ilginc olmus. Cizgi romanla ilgilenen herkesin romanla cizgi romani karsilastirarak okumasini oneririm. Cunku farkli tercihlerde bulunmus yazar, devamliligi guclendiren bir kurgu olusturmus. Cizgi romanla edebiyatin anlatim dilleri ayni degil, birinde sozcuklerle dusunuyorsunuz digerinde diyaloglar ve ardisik sahnelerle. Sizin romanda sozcuklerle evirip cevirdiginiz, okurun tahayyulunu yonlendirdiginiz, uzun uzadiya islediginiz bir betimlemeyi, cizgi romanda ressam tek bir karede kisa yoldan gosteriveriyor cunku.

derinhakikatler.blogspot.com.t…

Kadin Hikâyelerini Beklerken…

Ramize Erer, Turkiyenin en uretken cizgicilerinden biri. Uzun yillar haftalik dergilerde, gunluk gazetelerde cizmek, ustelik bunu belirli bir niteligin altina dusmeden basarabilmek az sey degil. Hele bir donem, basta Kotu Kiz tiplemesi olmak uzere cinselligini meydan okuyarak alenen yasayan, cevval ve tedirgin edici genc kadin mizahini cok iyi anlatmisti. Sehirli orta sinif genclerin hayatlarini komiklestirerek resmedilme mahareti gostererek populerlesmisti.

derinhakikatler.blogspot.com.t…

Cizgi Roman Sevmeyen Don Kisot

Don Kisot, dunya tarihinde modern romanin ilk ornegi sayilir. Tahkiyesi, metinlerarasiligi, oyunbazligi ve anlatim gucu sahiden de asilamayacak olcude farkli ve her bakimdan yeni bir romandir. Don Kisot yazildiktan sonra roman sanati baska bir merhaleye gecmistir. Ve saniyorum, her kulturde bilinen, pek az kitaba nasip olmus bir populerlige sahiptir. Farkli mecralarda defaatle uyarlanmis, taklit edilmis, bir parodi unsuru olarak sayisiz kez kullanilmistir. Unlu Alman cizer Flix imzasiyla Don Kisotun cizgi roman uyarlamasi yayinlandi gecenlerde.

derinhakikatler.blogspot.com.t…

 

  • Listening to: Bolahenk
  • Reading: Emanet Sehir
  • Watching: Eski Hikaye

Kayip Bir Ressamin Evrak-i Metrukesi

Yuz yil once diyelim, matbaa teknolojisinin yetersizligi nedeniyle gazeteler-dergiler pek fotograf kullanamaz, basin ressamlarina basvurur, onlarin urettigi gorsellikten faydalanirlardi. Gazete-dergi dagitimi ulke capinda yapilamadigindan satislar yuksek degildi ve bu durum ressamlara odenen telifi dogrudan etkiliyordu. Hemen butun ressamlar bir gazeteye ve birden fazla dergiye is yetistirmek durumundaydi. Seri uretim yapabilen, o disiplini gosterebilen ve o profesyonelligi basarabilen ressam sayisiysa cok fazla degildi. Yayincilar, onlara mecbur kalmamak icim profesyonellerin alternatiflerini ariyor, yetenekli gencleri, akademiden ogrencileri, meraklilari devsirmeye calisiyor, ucuz maliyetli isimler bulmaya ugrasiyordu. Bu cercevede her donem surekli calisan isimlerin yaninda piyasaya girip cikan pek cok ressam namzedi oluyor, cogu sebat etmiyor, kaybolup gidiyordu. İzzet Ziya, gecen yuzyilin ilk yarisinda calismis, sonradan kaybolup gitmis basin ressamlarimizdan biri.

Yazinin tamami icin link

derinhakikatler.blogspot.com.t…

 

Erkeklik Halleri, Neye Benzerdi Zamanin Sirlari...

Ve Sinem, bugunun, mizahin naiflesip iyimserlestigi bir donemin hikayesi. Fonda Umut Sarikaya elestirelligini, Okynin İpek&Burak melodramini hissedebiliyorsunuz. Habaset ve husunet olcusunde koyulasan (bazen tehdide donusen) lumpen esprileri LeMandan sonra anlatilmaz oldu nerdeyse. Mizah dergileri, ya yeni bir okur yarattilar ya da vardi da, rotayi o okura dogru cevirdiler. Amerikan sitkomlarinin, beyazcamdaki Yahudi mizahinin esprilerimizi etkiledigini de soylemek gerekiyor. Cihan Kilic karakterlerinin kendini sakinmasi, asil niyetlerini gizlemesi, pozculuklari, egoistliklerine ragmen sevimli kalabilmeleri televizyon komedilerinden asina oldugumuz ozellikler. Boylesi bir birikim olmasa, Ve Sinem, o kucuk kosede, buyuk ihtimal,  dikkat cekemezdi zaten. Hem asinalik icereceksiniz hem de yeni geleceksiniz insanlara, populerligin kurali bu.

Yazinin tamami icin link

derinhakikatler.blogspot.com.t…

Renklerin ve Rakamlarin Yolculugu

Yuzuncu Adtan cizgi roman uyarlamasi nedeniyle bahsediyorum. Gecen yil, Ocak ve Temmuz aylarinda ilk iki albumu yayinlanmisti, bu yil cikan Cenovanin Ayartmasi ile ucleme tamamlandi. Joel Alessandranin yaptigi uyarlamayi, mukayese ederek,  genel olarak basarili buldugumu pesinen belirteyim. Alessandra, 1967 dogumlu Marsilyali bir cizer, cizgi roman dunyasinin konusulan, ne urettigi merak edilen yildizlarindan biri degil. En onemli calismasinin bu uyarlama oldugu bile soylenebilir. Baska turlusu de saniyorum pek mumkun olmazdi, ne yapsaniz, buyuk bir yazarin, unlu bir kitabin golgesinde kalacaksaniz. Ne etseniz, romana sadakat gostermeniz beklenecek, daima bir gomlek asagida kalacaksiniz. Laf aramizda, cizgi roman dunyasinin yildizlarinin bu tur uyarlamalara gonul indirmesini beklemek abes olur. 

 

Yazinin tamami icin link

derinhakikatler.blogspot.com.t…

 

 

Bir Yirminci Yuzyil Klasigi

Crumb, 1943 dogumlu, kalabalik ve epeyce sorunlu bir ailede buyuyor. Sonradan uyusturucu nedeniyle hayatini kaybedecek olan erkek kardesiyle birlikte amatorce cizgi romanlar yapiyorlar. Fritz adli kedinin ilk cizimlerine henuz 16 yasindayken basliyor. Cesitli soylesilerinde farkli bicimlerde hatirlasa da anlasildigi kadariyla alti yil kadar aralikla bu tiplemenin hikâyelerini ciziyor. 1965te, Harvey Kurtzmanin editorlugunde cikan Help icin cizerek Fritzi gun yuzune cikariyor. Sonrasi epey karisik. Kardesi oluyor, genc yasta evleniyor, LSD kullanmaya basliyor ve neyi-nasil yaptigini hatirlamadan yasadigi, mutsuz ve bulanik bir evreye giriyor. Ailesinden uzaklasma telasi, yalnizligi, anarsist akimlarla yasadigi uyumsuzluk, maddi sikintilar, mutsuz evliligi, hepsi pesi sira geliyor. Gel gor ki, ayni hayhuy icinde, Fritz, underground alemde populerlik kazaniyor ve animasyona uyarlaniyor. Kazandigi para ona iyi gelse de Crumb filmden hoslanmiyor, karisi ondan habersiz, para icin ikinci filme de izin veriyor, sonra zaten bosaniyorlar. İlginc olan su, Crumb, kendisi icin hayati bir gerekceyle, mutsuz evligini, uyusturucuya bulasarak olume yaklastigi gunleri veya karisiyla paylasmak istemedigi telif gelirini dusunerek olabilir, Fritzi cizmeyi birakiyor.

 

Yazinin tamami icin link

derinhakikatler.blogspot.com.t…

Garip Bir Ask Hikâyesi

Gunlerin Kopugu, komik ve huzunlu, sairane ve trajik olmayi basaran, tuhaf, zamanini asan bir romandir. Alelacayip gencler arasinda gecen, fantastik ve kirik bir ask hikâyesi anlatir. Asik olma fikrinin heyecaniyla gezip tozan, pozcu, hedonist, ironik edebi konusmalar yapan, laf yetistiren zengin cocuklarini okuruz. Ebeveynleri yoktur, calismaktan hoslanmazlar, disiplin, siyaset ve buyuk hutbelerden hazzetmezler. Amerikanvaridirler, renklerle kiyafetlerle ilgili avangarttirlar. Caz dinlerler, kitaplardan sehvetle soz ederler, gevezedirler ama kolay susarlar, mutlu olduklarinda bile depresyonun esigindedirler. Coskun neseleri, tarifsiz kederleri, saplantili meraklari vardir. Sebatla konustuklari tek sey asktir. Marazi askla birine, bir modaya, bir yazara ya da egilime kapilabilirler. Vian, sadakat isteyen cogunluga giderek daha yogun bir politik ofke duydugundan tek tek bireylerden, en cok da asik ciftlerden yana olmustur hep. (Gecerken soylemeli, Godardin Serseri Asiklarinin ilhamlari arasinda Boris Viani saymak gerek.) Gunlerin Kopugunun ruya gibi akip giden masalsi evreninin kahramanlari âsiklardir.

Yazinin tamami icin link

derinhakikatler.blogspot.com.t…

Tepegozunu Arayan Cizer

 

Dogu Yurur imzali İstanbul Odyssey isimli bir cizgi roman albumu cikti. Yurur, eglenceli ilustrasyonlarindan imza olarak tanidigim bir isimdi, meger cizgi romanla da ilgiliymis. Sevindim. Turkiyede cizerler buyuk ekseriyetle iki buyuk mecradan cikarlar(di). İlki dogal olarak mizah dergileridir, telif odeyebildikleri icin kendi uretim auralarina uygun cizerleri daha kolay bulur ve tesvik ederler. Uzun yillar, Oguz Aral gibi cizen karikaturistlerin coklugu, telif getirisi ve populerlikle ilgiliydi. Basari kazanmis bir cizginin benzeri araniyordu. İkinci alan, gazete cizgi romanlariydi. Gazeteler, ask ve kahramanlik tefrikalarina telif oduyor, foto-realistik bir cizgiyi tercih ediyorlardi. Fotograf ayrintisi ve benzerligi, gercekcilik vehmini daha kolay pekistiriyordu. Anaakimi bu iki cizgi anlayis belirliyordu ve dogrusu aksi de mumkun degildi. Ticari getirisi olmadigi icin farkli cizgiler ve hikâyeler yasayamiyordu. Yurur, ceyrek asir once mevcut cizgisiyle ancak mizah dergilerinde yer alirdi ama cizgi roman yapabilir miydi emin degilim. Oysa gunumuzun internet etkilesimi cizerlere yeni firsatlar acti. Ureticiler, cok baska tarzlarla karsilasip, Turkiyede marjinal kalabilecek usluplarini telife cevirebilir oldular. E bu da guzel bir sey.

Yazinin tamami icin link

derinhakikatler.blogspot.com.t…

 

Carpismanin Teshiri

İpek ve Burak, Okynin yazip cizdigi bir iliski hikâyesi, genc bir ciftin ask, tutku ve sadakatle ilgili savrulmalari melodram kaliplarinda anlatiliyor, Carpisma adiyla da biliniyor. Dizi, az degil, on kusur yildir yayinlaniyor, gunumuz kosullarinda tefrika edilen bir cizgi romanin omur uzunlugu bile bir basari artik. Haftalik hikâyeler, eskilerin deyisiyle tefrikalar takip edilemez oldu. O hafta baslayip bitmeli, surmemeli, okur illa ki ucunu kaciriyor vs deniyor. Artik okurun ilgisini ceken o kadar cok mesele, sayia, lakirdi, anlati ve hadise var ki diye ekleniyor…

Yazinin tamami icin link

derinhakikatler.blogspot.com.t…

 

Gabo, Babasina Benzemekten Korkar miydi?

Marquez, aile gecmisini ve ozellikle cocukluk donemine ait hatiralari surekli anlatmis, edebi dunyasinin nadide parcalari olarak hikâyelestirmis bir yazar. Anlattiklarinin ne kadarinin dogru oldugunu bilebilmek elbette mumkun degil ama onun ne dilini ne hadiselerini dosdogru bir hakikat gibi kurmadigini biliyoruz. Gercekci bir dile fantastik ve masalsi unsurlar katarak anlatisini muglaklastirmasi, dussellikle gundeligin siradanligi arasinda salinmasi Gaboyu baskalastiran yazarlik gosterisinin payandalari. Albumun senaristi Oscar Pantoja dogru bir tercihte bulunarak Gabonun biyografisini iki ayri yonde gelistirmis ve onlari birbirine teyellemeye calismis. Bir taraftan yazarlik hayatina dair onemli donemecler belirlemis, diger yandan yazma arzusu, hatiralari ve ozellikle cocuklugunun gectigi evle ilgili bir “anahtar” sunmus. Anahtar dedigimiz Gabonun dedesinden baskasi degil. Dedesi olmasaymis, mutsuz birine donusecegini gostermis bize. Marquezin bunu acikca soyledigi roportajlari ve kendisini anlattigi pek cok cumlesi vardir. Pantoja, yok yere bir yorum yapmis diyemeyiz o sebeple.   

Yazinin tamami icin link

derinhakikatler.blogspot.com.t…

 

Aynada Aksetmeyen Edebiyatcilar

Mizah dergilerinin gecmiste yazi agirlikli oldugu, kadrolarinda edebiyatcilara daha genis yer verdigi, entelektuel bir derinlik tasidiklari iddia edilir. Bu olumlu sayilagelen tablo yillar gectikce azalarak degismis, hatta Girgirla busbutun kaybolmustur vs. Kapi Yayinlarindan Said Cosarin hazirladigi Karikaturun Aynasinda Edebiyatcilar adli bir calisma yayinlandi. Cosar, sanirim hepsi daha evvel nesredilmis makalelerini biraraya getirmis. Dogum tarihlerine gore en yaslisi Abdulhak Hamit, en genci Orhan Veli olan 14 edebiyatciyi ekseriyetle mizah dergilerinden izleyerek haklarinda yazilip cizilenleri derlemis.  Cosar, bir varsayim olarak yukarida yazdigim iddiayi yineliyor ve diyor ki, Girgir ciktiktan sonra edebiyatcilar mizah dergilerinde handiyse gorulmez oldular. Ben katilmiyorum bu iddiaya, edebiyatcilarin mizah dergilerinden uzaklastigini dusunmuyor aksine cok sayida yazar cikarttiklarina inaniyorum. Onlari tiplestirmek, komiklestirmek yapilmaz olmustu, dergicilik anlayisi degismisti o ayri. Evet, ilk mizah dergilerimiz yazi agirlikliydilar, gorsellik cok sinirliydi ama bu, mevcut matbaa teknolojilerinin bir sonucuydu, butun gazete ve dergiler yazi agirlikliydi. Gazete ressamlari az bulunuyordu, fotografcilar hic yok gibiydi. Gazete satislari dusuk oldugu icin gorsellik maliyet artiriyordu ve riskliydi, baskida sorunlar cikabiliyor, yayini geciktirebiliyordu. Sunu demek istiyorum, ticari ve teknik sartlar, yayinlarin yazi agirlikli olmasi sonucunu getiriyordu. Kaldi ki yazi, basli basina entelektuel bir derinligin garantisi olamaz. Ne/nasil yazdigin daha onemlidir.

Yazinin tamami icin link

derinhakikatler.blogspot.com.t…

  • Listening to: Bolahenk
  • Reading: Emanet Sehir
  • Watching: Eski Hikaye

İhsan Oktay Anarin ayni adli eserinden İlban Ertem’in yaptigi Puslu Kitalar Atlasi cizgi roman uyarlamasina iliskin sergi 2 Nisanda aciliyor, 26 Nisana kadar da Ankara’da Cer Modernde ziyaret edilebilecek. Sergide 3 metre x 1,5 metre genisligindeki panolarla kitaptan sayfa ve ayrintilar, cesitli eskizler, aciklayici metinler kullaniliyor. Onur Ozmen’in sergi ve kitap icin hazirladigi akustik beste, serginin fon muzigi olarak dinlenebilecek. Oner S. Biberkokunun hazirladigi, seslendirmesini Yekta Kopan’in yaptigi İlban Ertem Anlatiyor belgeseli ve Ugur Erbas’in teaser calismasi sergi suresince gosterilecekler.

4 Nisan Cumartesi saat 13:30’da İlban Ertem e Saygi basligi altinda bir etkinlik gerceklestirilecek. Serginin acilisi olarak da gorulebilecek bu etkinlikte Memo Tembelcizer, Kenan Yarar, Korkut Oztekin, Berat Pekmezci ve Zeynep Ozatalay albumden cesitli sahne ve kareleri kendi usluplarinda yeniden cizerek yorumlayacaklar. İnteraktif bir performans olarak yapilacak etkinlik uc ayri bicimde gelisecek: bir yandan cizer arkadaslar bir masa etrafinda cizimlerini surdurecekler ve tamamlanan cizimler, seyircilere ekrandan aninda yansitilacak. Diger yanda Levent Cantek ve Levent Gonenc, Puslu Kitalar Atlasi uyarlamasi ve cizgi roman hakkinda bilgilendirmelerde bulunarak İlban Ertem’le soylesi yapacaklar. Seyirciler ise hem cizgi uretimlerini gorecek hem de cizerlere ve İlban Ertem’e sorular yoneltebilecek.

Etkinlik, İlban Ertem’in, calismasini okurlarina imzalamasiyla son bulacak…

  • Listening to: Bolahenk
  • Reading: Emanet Sehir
  • Watching: Eski Hikaye
Emanet Sehir, 2.baskıyı yaptı


Dumankara 3.Baskıyı yaptı


İlgi gösteren tüm okurlarımıza teşekkür ederiz.
  • Listening to: Bolahenk
  • Reading: Emanet Sehir
  • Watching: Eski Hikaye
  • Listening to: Bolahenk
  • Reading: Emanet Sehir
  • Watching: Eski Hikaye

Guleryuzlu Doktor ile Feylesof...

Corinne Maier-Anne Simon ikilisinin imzasiyla iki biyografik cizgi roman cikti yakinlarda: Biri Marx digeri Freud hakkinda. Maier, Turkcede de yayinlanan Merhaba Tembellik isimli cok-satar kitabin yazari. Frankofon kulturunde ve Bati Avrupa da populerlik kazanan entelektuel yazarlardan. Psikanalist, iktisatci ve bazen tarihci olarak taniniyor. Akilli, nerede-nasil yazmasi gerektigini bilen bir pop-yazar, epeyce medyatik. Freud u 2011 de, Marx i 2013 te yazmis. Albumlerde isbirligi yaptigi Anne Simon ise 1980 dogumlu genc bir cizer (...)

yazinin tamami icin link

derinhakikatler.blogspot.com.t…


Sadece Olmek İstiyorum

Satrapi, Turkiye de ve dunyada Persepolis grafik romaniyla  taniniyor. Poulet aux prunes, 2004 yilinda yayinlanmis daha yakin tarihli bir baska calismasi. Film uyarlamasi, grafik romanindan once geldigi icin, bizde,  Azrail i Beklerken adiyla biliniyordu, album de bu isimle cikmis. Satrapi, bu albumunde, 1958 yilinda olen muzisyen Dayisini anlatiyor; onemli grafik romanlarda ve daha onceki kitaplarinda gordugumuz izlegi yineliyor, otobiyografik niteliklerle ulke ve aile tarihine iliskin meseleleri  harmanlayarak hikâyelestiriyor. Satrapi nin iyimser bir dunyasi var. Olumu ve olmeye yatan birinin son gunlerini anlatirken bile hikâyesini neseyle kurgulamayi tercih ediyor. Komik cizgileri oldugu icin boyle bir tercihte bulundugunu dusunmek yaniltici olur. Cizgiler, hikâyeyi mutlaka pekistiriyor ve okuru yonlendiriyor ama Satrapi nostaljik bir iyicililikle kotuluge, bagnazliga ve munafikliga bakiyor.  Cosku ve ironiyi, komik gamsizliklari, ofke patlamalarini, birbirleriyle didisen aileleri seviyor. Masalsi bir İran resmediyor bize. Hatta oryantal denebilir.  Orta ust siniftan,  modern ve sekuler, kalabalik ailelerin icinde geciyor hikâyeleri. Keyfe duskunler, cok konusuyor, beklenmedik meselelere takiliyorlar. E aile dedigimiz sey de derin kavgalarin ve anlasmazliklarin tarihidir ya… Satrapi de didikliyor aileyi, kavgalari, kirilmalari…(...)

yazinin tamami icin link

derinhakikatler.blogspot.com.t…

 

Amman Amman diyen bir Grafik Roman

David Prudhomme un (1969) Rebetiko-Ayrik Otu albumu, bizim alisilageldigimiz turden cizgi romanlardan degil. Frankofonlar, uzun yillardir baska kulturlerin, farkli dil ve cevrelerin anlatilarini, bilinmedik tarihlerin hikayelerini cizgi romana uyarliyorlar, cizgi romanla anlatiyorlar. Rebetiko, bu egilimin ve yayin aliskanliginin bir ornegi. 1936 yilinda Atina da bir grup muzisyenin etrafinda gelisen carpici bir hikayeye sahip. Tahkiyesi nedeniyle soyle demek daha dogru, hikayeden cok baslayip biten bir gune, muzisyenlerin hayatinin bir kesitine odaklaniliyor. Bu bakimdan hic bir karakter derinlesemiyor; takintilari, arzulari, basarisizliklari, gundelik dertleri betimleniyor ama hic birisi nihayetlenmiyor, hep birlikte sanki surukleniyorlar. İcki, esrar ve muzikle, esrime, kavga, siir ve askla gecen bir gun bu. Polis baskisi, kenar mahalle tekinsizligi, raki arkadasligi, muhabbetciligi, esrar kullaniminin yayginligi,muzik tutkusu, dogaclama sarkilarla dolu bir aurayi da katin bunun icine. Siyasi bir arkaplan da mevcut: Fasist diktatorun Yunanli ve milli bulmayarak ofkelendigi, disladigi, yok saydigi rebetiko muzigine ve onlarin membai sayilan gocmenlere yonelik husumet de hissettiriliyor. Cunku esasen muzisyenler uzerinden bir muzigin, bir janrin hikayesi aktariliyor. Kimdi bu muzisyenler, nerelerde sarkilar soylerlerdi, nasil algilanirlardi? vs (...)

yazinin tamami icin link

derinhakikatler.blogspot.com.t…

 

Pulp ve Erotik Savrulmalar

Bukowski seviyorsaniz, hikâyelerinden cizgi romana uyarlanan Butun Atlar Kaybetmeye Kosar albumunu mutlaka edinin diyecegim. Yazinin sonunda paylasilacak bir yargiyi ya da tavsiyeyi pesinen acikladigimi biliyorum. Sahiden yazara sadakat gostermis, bunu yaparken de yazarinin gerisinde kalmamis nitelikli bir calismayla karsilasacaginiza inaniyorum. İhtimamla cizilmis, yogun emek harcanmis, iscilik ve zerafet iceren bir album bu. Mathlass Schultheiss, 1946 dogumlu Alman asilli bir cizer. Endustriyel uretimlere mesafeli duran, kahramanin degil yaraticinin-auteur un cizgi romanin temeli olduguna inanan Avrupali onculerden biri. Cizgi romani sanat sayan, anaakim anlatilarin ve geleneksel egilimlerin disina cikarak yeni bir gerceklik duzlemi kuran Avrupali ureticilerden soz ediyorum. Schultheiss, cizgi romanin sanat caginda onemli avant-garde dergilerde cizdi, cizgi romanla edebiyati bir arada dusunen sanatsal arayislarin icindeydi. O yillarda edebiyata yaklasma arzusu, cizgi romanin kucumsenmesine, bir anlatim araci olarak azimsanmasina yonelik bir tepkiden cikiyordu. Ucuzluk, vasatlik, yavanlik ve basitlik, cizgi romanla eslestiriliyordu. 1970 li yillarin Fransa sinda pek cok genc cizgi romanci, bu algiyi kirmak (ve kendi isimlerini duyurmak) adina edebiyatin sayginligina sigindilar. Cizgi romana gore daha yavas gelisen hikâyeleri, karakter derinlesmesi ve dramatizasyonuyla edebiyat, onlar icin verimli bir kaynakti (...)

yazinin tamami icin link

derinhakikatler.blogspot.com.t…

 

Tesla nin Cizgi Romanini Yapmislar

Nikola Tesla, yasadigimiz zamanin geeker efsanelerinden biri. Yuz yil once yasamis bir bilim adaminin global bir ilgiyle taninmasi, tuhaf gorunebilir. Tesla hakkinda sayisiz rivayet var, biyografisinde celiskilere-hic bilinmeyen donemlere rastliyorsunuz ama buna karsin cok taniniyor, cok konusuluyor ve cogu siyaseten romantik yorumlarla hatirlaniyor. Genellikle Edison la karsilastirilan ve marjinalize edilerek unutturulan bir deha oldugu iddia ediliyor. Gecen yuzyilin populer kulturunde basari hikâyeleri sevilirdi. Siradan bir insanin azmederek yukselmesi, sohret kazanmasi, zengin olmasi, kesfetmesi, vazgecmemesi toplumlarin hosuna gidiyordu. Bugun basari hikâyelerinden cok o basari paradigmasinda cilalanan buyuk isimlerin golgesinde kalan, unutulan, ozellikle unutturulan insanlar daha fazla ilgi cekiyor (...)

yazinin tamami icin link

derinhakikatler.blogspot.com.t…

  • Listening to: Bolahenk
  • Reading: Emanet Sehir
  • Watching: Eski Hikaye
Sira Bize de Gelecek mi?
Yakinlarda Kavgam ile ilgili, ayni ismi tasiyan ilginc bir kitap yayinlandi. Kurt Halbritter'in karikaturleriyle gorsellestirdigi album, Hitler'in Kavgam kitabini anlatmamis. Halbritter, “Bir Donemi Cizgilerle Hatirlamak” alt basligini secmis, Kavgam'dan alintilar yaparak, kendisinin de bizzat yasadigi Hitler donemini resmetmis demek daha dogru. Cizgiler guzel, zekice espriler var. 1933 oncesini ve sonrasini siradan insanlarin konusmalarindan anlatmak son derece carpici bir fikir. Cok da basariyla altindan kalkilmis. Teyzelerin, amcalarin, cocuklarin inanarak, bagirarak, susarak nasil Nazi'ye donustuklerini gosteriyor. Aci verici ve cok sahici o bakimdan.
yazinin tamami icin link
derinhakikatler.blogspot.com/2…

Ucamiyorum ama İyi Tekme Atarim
Amerikan cizgi romani daha ziyade super kahramanlarla hatirlanir. Cizgi romanin sansur dolayimiyla cocuksulastirildigi ya da cocuklara yonelik uretilmeye zorlandigi 1950’li yillardan itibaren Amerikan cizgi romaninin en populer seriyalleri istisnasiz super kahramanlardir. Hemen su ayrimi yapalim: farkli ulkelerin cizgi roman gelenekleriyle kiyaslanirsa super kahramanlar epeyce yereldir-Amerikalidir. Kahramanin kendisi dusunulurse, ornegin Avrupa cizgi romanina gore gerceklik baska bir estetikle kurulur, olaganustuluk duzeyi fazlasiyla belirginlestirilmistir. O sebeple Amerikan super kahramanlari yakin donemlere kadar farkli ulke pazarlarinda –abartili veya naif bulundugundan olmali- buyuk bir satis basarisi kazanabilmis degildir. Yakin zamana kadar diyorum, sirket evlilikleriyle oyuncak pazari, cizgi roman sirketleri ve Hollywood oylesine icice gectiler ki, bu tablo ister istemez baskalasti. Filmler, oyuncaklar ve dergilerle, super kahramanlar daha fazla gorunmeye, cizgi roman denilince ilk akla gelenler olmaya basladilar.
yazinin tamami icin link
derinhakikatler.blogspot.com/2…

Once Hersey Bir Gaz Bulutuydu...
Kemal Gokhan, sevdigim, ne yaptigini ne anlattigini merak ettigim bir cizgi romanci. Bazi isimlerin az uretmesine, kosesine cekilmesine uzuluruz, keske boyle yapmasa, yine-yeniden bir seyler anlatsa deriz. Cok hatirlanmiyor olabilir, Kemal Gokhan'in cizdigi Aysegul Savasta dizisi, nitelikli ve saglam bir calismaydi mesela. Gonlum, o cabanin unutulmasina razi olmadigindan olabilir, yeniden bir hikâye anlatmasina sevindim. Kendisi de yazmis, yedi yildir adam akilli bir is uretmemisti.  Ote yandan, Gezi olaylariyla ilgili yeni bir calisma yaptigini duyunca tedirgin olmadim desem yalan olur. Gezi meselesinin ticarilesmesinden endise ediyor ve yasananlari anlatmak-hikâyelestirmek icin bu kadar acele etmemek gerekiyor diye dusunuyorum. Romantize ediyor olabilirim. Ustelik, pek cok hikâye ancak aktuel bir baglami varsa yasayabiliyor. Cizgi romanin aktuelle de iliski kurmasi sart. Bunlari bilmiyor degilim, albumle ilgili dusuncelerimi etkilemis olabilir, bir parca kararsizim onu en bastan vurgulamak istedim.
yazinin tamami icin link
derinhakikatler.blogspot.com/2…
  • Listening to: Bolahenk
  • Reading: DG
  • Watching: Eski Hikaye
+ Tenten'in Kardesleri
Hergé (Erje), cizgi roman dunyasinin gelmis gecmis en buyuk yildizlarindan biri. Nasil anlattigi, nelerden ilham aldigi hakkinda binlerce sayfa yazi yazilmistir, unlu kahramani Tenten'le birlikte ulkesinde ve tum frankofon kulturunde kulturel bir miras sayilir. Muzesi vardir, adina hemen her yil cesitli ulkelerde sergiler yapilir vs. Hergé'nin Tenten disinda bir baska cizgi roman dizisi Turkcede, YKY tarafindan yayinlanmaya basladi. Tenten'in arka kapaklarindan hatirlayabilirsiniz, oradaki resimde sadece Tenten degil Jo, Zette ve Jocko gibi Hergé'in yarattigi diger dizilerin kahramanlari yer alir. Jo ve Zette, biri kiz digeri erkek olan iki kardes, Jocko da onlarin evcil maymunlari.
Yazinin tamami icin link
derinhakikatler.blogspot.com/2…

+ İsyankâr Bir Hallenme ya da Ergence Bir Nese
Mizah dergilerinde uretilmis en basarili on tane cizgi romani saymaya kalksak saniyorum okur, koleksiyoncu ya da uretici pek cok insanin listesine Kemal Aratan'in cizdigi Bi Gece Daha calismasi girer. Vakti zamaninda Pismis Kelle dergisinde yayinlanmisti, ozgunlugunu ve surekliligini bence buyuk olcude dergiye borcluydu. Dergi, populer mizah yayinciliginin kaliplarini kullanmakla birlikte marjinal ve avangart islere yer veriyordu. Yayin yonetmeni Engin Ergonultas'in editoryal tercihleri ve serbest fikirliligi sayesinde yeni seyler, bugun mainstream olmus anlati bicimleri ve espriler dergide o tarihlerde hayat bulabilmisti. Galiba ilhamin ihtiyaci olan sey huzur ve sukunet.
Yazinin tamami icin link
derinhakikatler.blogspot.com/2…

+Nazim Yazmis bu Cizgi Filmleri
Nazim Hikmet'in cok yonlu bir sanatci oldugunu hepimiz kabul etmekle birlikte, yazip cizdiklerini iyi kotu bilen herkes teslim edecektir ki sairligi kiyas goturmeyecek olcude baskadir. Diger edebi turlerde yaptigi calismalar siirleri kadar basarili degildir. Guzel diyaloglar ya da ilginc bolumleri yok diyemem ama butunluklu olarak romanlarinin iyi olmadiklarini gonul rahatligiyla soyleyebilirim ornegin. Vakt-i zamaninda Nazim'in cizgi filmle ilgilendigini, Sovyetler Birligi'nde bu alanda senaryolar yazdigini biliyordum. Yillar once filmlerine ulasabilmek icin kucuk capli arastirmalar, yazismalar dahi yapmistim. Nafile tabii. Melih Gunes de filmlerin pesine dusmus, Nazim'in son esi Vera Tulyakova'nin yardimlariyla onlari gun yuzune cikarmis. YKY'den cikan, iki ayri cizgi filmin adini tasiyan Hanene Huzur Dolsun-Sevdali Bulut kitabi, animasyonlari iceren dvd ve ilgili dokumanlardan olusuyor. Tek kelimeyle guzel! Cabayi ve sunumu takdir etmemek haksizlik olur.
Yazinin tamami icin link
derinhakikatler.blogspot.com/2…

+Her Zaman Kotuluk Kazanir
Jodorowsky, sevdigim yazarlardan biri degil. İlgi cekici, bazen gercekten carpici seyler anlatan, kiskirtici bir auteur oldugunu kabul ediyorum. On yargi iste, kendisini medya karsiti gibi konumlandiran bir medyatik kisilik olarak goruyorum onu, hosuma gitmiyor. Bir yandan buyuk dinlerin elestirisini yapiyor diger yandan kendisi de alelacayip bir ruhani hareketin sofu ogreticilerinden biri.  Siddeti mesrulastiran, onu herseyden daha fazla onemseyen bir tutumu var, hic sevemiyorum. Hep boyle degildi. Jodorowsky, ozellikle son on bes yilda kotuluk hakkinda yogunlasmaya basladi. Daha eskiden arinma, kendini tanima gibi manevi yolculuklari bilim kurgu ogeleriyle harmanlamayi severdi.  Gerek sinemacilik seruveninde gerekse Fransa'da cizgi romancilarla yaptigi ortakliklarda populer turleri alisilmadik referanslarla anlatmak gibi bir cabasi hep oldu. Onu tanimlayan en onemli yonu bu galiba.
Yazinin tamami icin link
derinhakikatler.blogspot.com/2…

+Umitvar Sehrinin Sakinleri
Asaf Hanuka yakin donemin basarili ilustratorlerinden biri. Calismalarina global dunyanin onemli dergilerinde sikca rastlayabiliyorsunuz. Tomer isimli ayni isi yapan bir ikiz kardesi var. Bilirsiniz, ikizlerin ismi karistirilir, hangi hangisiydi esprisi yapilir.  Asaf ve Tomer'in cizgileri de birbirine benziyor. Ne cizdiklerini merak ettigim icin en azindan ben bu karisikliktan sikâyetci degilim. Yumusak renkler seciyor, foto realistik bir detaycilikla uretiyorlar.Asaf Hanuka, vatandasi Etgar Keret'in 'Kneller'in Mutlu Kampi' isimli hikâyesinden bir cizgi roman uyarlamasi yapti. Keret'in sevilen bir hikâyesidir, hatirlayanlar olacaktir, Goran Dukic imzasiyla 2006 yilinda filme de uyarlanmisti. Hanuka'nin yaptigi uyarlama Turkcede 'Bilek Kesenler' adiyla yayinlandi. Nasil bir uyarlama olmus, hikâyenin hakki verilmis mi diye sorarsaniz bence basarili olmus, epeyce sadakat gosterilmis diyebilirim.

Yazinin tamami icin link
derinhakikatler.blogspot.com/2…
  • Reading: DG
Radikal Kitap
derinhakikatler.blogspot.com/2…
Hürriyet
derinhakikatler.blogspot.com/2…
Milliyet
derinhakikatler.blogspot.com/2…
Sabah Kitap
derinhakikatler.blogspot.com/2…
Birgün Kitap
derinhakikatler.blogspot.com/2…
Voque Türkiye
derinhakikatler.blogspot.com/2…
Bianet-Sosyal Ayrıntılar Ansiklopedisi
derinhakikatler.blogspot.com/2…
Altın Madalyon
derinhakikatler.blogspot.com/2…
Oteki Sinema
derinhakikatler.blogspot.com/2…
Gölge e-dergi
derinhakikatler.blogspot.com/2…
  • Reading: DG
Dumankara, Hayat Bir Yangındı albümü, Ankara'yı 21 hikâyeyle anlatıyor, yeraltının dumanını tüttürüyor, sokağın kirini konuşuyor. Perdesi kısa gelmiş evi, kale arkasını, çıldırmasa görülmeyecek yoksulları, para kokan alemleri, 'Lan sen ne alçaksın dünya'yı dönderiyor... Albümün Yazarı Levent Cantek ve Kitabın çizerlerinden Uğur Erbaş, Murat Gürdal Akkoç, Zeynep Özatalay, Murat Başol, Berat Pekmezci, Mert Yavaşca, Ömürden Bakaçhan ve Çağrı Çoşkun kalkıştıkları işi bizimle paylaşacaklar.

Çağdaş Sanatlar Merkezi, 28 Nisan 2013, saat: 18:30
  • Reading: DG
7 Nisan 2013 Pazar günü saat 14:00'te, Kadıköy Büyülü Dükkan'da imza günümüz var.

Levent Cantek - Deli Gucuk ve Dumankara
Murat Basekim - Deli Gucuk
Murat Basol - Deli Gucuk ve Dumankara
Zeynep Ozatalay - Deli Gucuk ve Dumankara
Yildiray Cinar - Deli Gucuk
Hakan Tacal - Deli Gucuk
Sumeyye Kesgin - Deli Gucuk ve Dumankara
Berat Pekmezci - Dumankara
Taner Duran- Dumankara ve Deli gücük
Cagri Coskun - Dumankara
Ethem Onur Bilgic - Deli Gucuk ve Dumankara
Ugur B. Sertcelik - Deli Gucuk ve Dumankara
Omurden Bakachan – Dumankara
Murat Gurdal Akkoc – Deli Gucuk ve Dumankara
Onur Atay - Dumankara
  • Reading: DG
17 Mart aksami Saat 19-21 arasi Kadikoy Dunia Cafe-Bar'dayiz. Bekleriz.

Deli Gucuk 3 - Zifirname (Flaneur Comics) ve Dumankara, Hayat Bir Yangindi (İletisim Yayinlari) albumlerinin yazar ve cizerleri 17 Mart'ta Dunia Cafe-Bar'da toplaniyorlar.

Levent Cantek - Deli Gucuk ve Dumankara
Murat Basekim - Deli Gucuk
Murat Basol - Deli Gucuk ve Dumankara
Zeynep Ozatalay - Deli Gucuk ve Dumankara
Yildiray Cinar - Deli Gucuk
Hakan Tacal - Deli Gucuk
Sumeyye Kesgin - Deli Gucuk ve Dumankara
Berat Pekmezci - Dumankara
Cagri Coskun - Dumankara
Ethem Onur Bilgic - Deli Gucuk ve Dumankara
Ugur B. Sertcelik - Deli Gucuk ve Dumankara
Mert Yavasca - Dumankara
Omurden Bakachan – Dumankara
Murat Gurdal Akkoc – Deli Gucuk ve Dumankara
Onur Atay - Dumankara
Koray Kuranel - Deli Gücük
  • Reading: DG
Turkiye'de cizgi roman, mizah dergileri disinda uretilmiyor dense yeridir. Cizgi roman albumleri daha önce tefrika edilmis yayinlardan derlendigi icin bagimsiz kitap tasarilarina ise handiyse hic rastlanmiyor. Dumankara, Hayat Bir Yangindi,  bu bakimdan yepyeni ve benzeri olmayan bir kolektif calismanin urunu; 1916 yilindan gunumuze degin tamami Ankara'da gecen senaryosu Levent Cantek'e ait edebi nitelikli 21 hikâyesiyle 19 cizeri biraraya getiren önemli bir grafik roman seckisi... Her biri kendine özgu farkli bir estetik anlayisla hikâyeleri yorumlayan cizerler, enerjik ve guclu bir album sunuyorlar.

Ayhan Hayrula, Berat Pekmezci, Cagri Coskun, Emre Yuce, Ender Özkahraman, Ethem Onur Bilgic, Gökhan Gunes, Mert Yavasca, Murat Basol, Murat Gurdal Akkoc, Onur Atay, Ömurden Bakachan, Sefa Sofuoglu, Sumeyye Kesgin, Taner Duran, Ugur B.Sertcelik, Ugur Erbas, Utku Yavasca ve Zeynep Özatalay'in  cizgileriyle...

İsli sabahçı kahveleri, ekmekle soğan, nam için yaşayan hikâyelerin mahallesi. Kaledibi, Altındağ, Eskitepe. Kabadayı yevmiyesi. Azap ceketi, hayal hançerleri, yıkıldı yıkılacak ahşap evler, teneke çatılar, güvercin taklaları, afyonun ve tütünün saati. Şıngır mıngır sofralar, Allah'ın inayetine şükran. Yerdeki kel halılar, ahbapsız apartmanlar, siyahî gündüzler, şehirdeki tezek kokusu, eskiyip cızırdayan plaklar...

İsyanım sana Ankara. Işıklı ve gülümseyen Cömert Ali. Kürdün gazeli, Fidayda'sız duramayan Angaralı. Hüzün kalbimize çökmüş uzun bir cümle...Biz bu kavgayı kaybettik!

Dumankara, Hayat Bir Yangındı albümü, Ankara'yı 21 hikâyeyle anlatıyor, yeraltının dumanını tüttürüyor, sokağın kirini konuşuyor. Perdesi kısa gelmiş evi, kale arkasını, çıldırmasa görülmeyecek yoksulları, para kokan alemleri, 'Lan sen ne alçaksın dünyayı ' dönderiyor...

sitemiz www.dumankara.com
teaser vimeo.com/iletisim/dumankara
  • Reading: DG
Arzular Ne Diniyor Ne Duruyor!

(…) Ersin Karabulut'un son albumu Amator bu dunyanin hatir sayilir bir kismina deginen basarili bir grafik roman. Yalcin isimli genc bir karikaturistin cevresinde gelisen hikâye, amatorluge ve mizah dergiciliginin mutfagina iliskin teferrutlarla dolu. Gerci, ana eksen icin amatorluk demek eksik olur, Ersin'in son hikâyelerinde sikca rastladigimiz gibi arzu ve kotulugun enerjisine odaklanilmis yine. Amatorlugun naif iyimserligi cok one cikmamis, giderek buyuyen bir tutku hikâyesi anlatilmis. Ersin'in belirginlestirmek istedigi bir hosnutsuzlugu var, insanlari asil motive eden seyin (yasam amacinin) her ne olursa olsun basari olduguna inaniyor. Yasadigimiz dunyada saygi gormek, zafer kazanmak, begenilmek, arzulanmak, konusulur olmak, taninmak ve populerlik herseyden daha onemli ona gore. Butun tepisme ve hirgur buradan cikiyor. Yalan, dolan, hile, desise ve tafra, Ersin'in hikâyelerinde hemen kendini gosteriyor. Oyle bagira cagira degil dogalmiscasina dingin bicimde seyrediyor ustelik. Yalcin'in arzulari, hikâye boyunca sinirliliklarina tosluyor ve her defasinda ikna ya da yalanla kendini yeniden tanzim ediyor (…)

Yazinin tamami icin link
derinhakikatler.blogspot.com/2…

Firat yine Dolaniyor Ortalikta

(…)Firat, orta sinif ailesinin endiseleriyle kiyaslanirsa tek basina buyuyen bir cocuk; kucumseniyor, onemsenmiyor, oteleniyor, tokatlaniyor vs… Annesi mutsuz bir kadin, cabuk sikiliyor oglundan, kendine vakit ayirmak istiyor. Kadincagizin bir drami yok degil: tek basina debeleniyor, baba nerde bilmiyoruz, issiz ve hayirsiz bir erkek kardesi var. Etrafin sakaletinden, konusmalardan ve eve gelip gidenlerden anladigimiz kadariyla sehrin kenarinda, dar gelirli ailelerin yasadigi, henuz her yeri apartmanlarin doldurmadigi bir muhitte yasiyorlar. Mucizevi bir sey olmadigi surece o ortalamanin disina cikmalari da mumkun gorunmuyor. Firat, boyle bir hengamede buyuyor, siklikla aglasa da, kendini kucumseyen akranlari yuzunden atesler icinde yanip yataklara dusse de saglam bir cocuk, katlanmayi, yol almayi ogrenmis gibi gorunuyor. Annesine naz yaparken, dayisina ya da komsunun ogluna inat ederken, kolay pes etmiyor, gozyaslarini silah gibi kullanabiliyor (…)

Yazinin tamami icin link
derinhakikatler.blogspot.com/2…

Romantizmin Cizeri

(…) Erteleyis'te sarkastik bir erkek kahraman var. Konuskan, hedonist, ahlaki tartismalara girmeyen yilgin biri. Kaciyor, gizleniyor...O adam guzel bir genc kadina asik. Cocukluk aski. Saklandigi evden onu gozetliyor, onu dusunuyor, ozluyor, kiskaniyor, akli cikiyor. Gibrat, o saf, albenili, asik olunan zarif genc kadini benzersiz ve tekmiscesine hikayesine oyle bir istifliyor ki asil mahareti oncelikle burada. Genc kadin, seyirlik, tipik bir arzu odagina donusuyor. Gozetleyen sevgilisi gibi okuru da ona dogru seyre yonlendiriyor. Butun bunlarin yanina politik karmasaya iliskin teferrautlar katiyor. Bu teferruatlarin belgeselci yonunu gozardi ediyor degilim, ornegin Stalin karsitligina, Kiliseye yonelik memnuniyetsizlige, İspanyol Cumhuriyetcilere deginiliyor, ulusal direniscilerin karmasik yapisi ve kaotik muglakliligi betimleniyor. Ama sanki hepsini o ask hikayesinin naifligini anlatabilmek icin kullaniyor (…)

Yazinin tamami icin link
derinhakikatler.blogspot.com/2…
  • Reading: DG
Yeni bir Soylenen Adam
Prekazi saclar, gomlek cebinde plastik tarak, Seiko saat, yalanci Levis, Nike air... Karikaturlere bakarak yaziyorum bunlari. Doksanli yillarda Leman'da karsilastik bu kadar cok teferruatla. Seleflerinin, Girgir ve Hibir'in lumpenlerini ve alt siniflarini baska turlu yorumlamislardi, daha kufurbaz ve daha yakindan anlatiyorlardi sehrin kenarlarini. Karikaturist Ahmet Yilmaz, penceresinin onunde cayini yudumlarken duydugu her sese kufreden Killanan Adam isimli bir karakter yaratmisti. Doneminin en populer tiplemesiydi desek sanirim cok fazla itiraz almayiz. Odun yuklu balkonlarin, kararmis binalarin, İpe dizilmis biber ve bamyalarin arasinda, sakaletin icindeydi Killanan Adam. Terli fanilasiyla pencerenin onunde oturuyor, etrafa bakiyor, uygitsinciligi ve bosvermisligi diline doluyor,  ofkelenir gibi yapiyor, kufrederek soyleniyor ama hayatina devam ediyordu.

Yazinin tamami icin link
derinhakikatler.blogspot.com/2…

Bir Baba Ogulun Kalbinden Gecenler
Yalniz Kurt ve Yavrusu, uc yasindaki ogluyla dolasan bir kiralik katilin hikayelerini anlatiyor. Bir katil, bir baba, hayatta oglundan baska kimsesi olmayan adamin adi Ogami İtto... Sonradan ogrenecegimiz bir kumpas sonucunda Ronin (efendisiz savasci) olmayi seciyor, yapip ettikleriyle cehenneme gidecegini bilerek yasiyor. Hic bir yere ait olmadan dislanmis biri olarak yasamayi tercih ediyor. Kahraman prototipi bu turden esik noktalarina ihtiyac duyar: ustleriyle arasi nahostur, hiyerarsiyi umursamaz, vatansiz, efendisiz ve mutlaka arada kalmis biridir. Ogami, Japon kirsalinda ogluyla birlikte seyyah gibi dolasiyor. Kucuk bir cocuk, rahatsiz edici bir tezat aslinda, dusunun, kanli bir katil ve onun masum oglu. Ustelik o yastaki cocuk, bir kiralik katilin butun eylemlerini kisitliyor. Bebek arabasiyla oradan oraya giderken epeyce kucumseniyorlar zaten: "Bir cocugu olmasi elini kolunu bagliyordur",  "sanssiz babacik" vs. Kurtun yavrusu kurt olur misali Ogami İtto, oglunu koltugunun altina alip ya da sirtina baglayip "Diagoro siki tutun" diyerek sayisiz olumcul kavgaya giriyor.

Yazinin tamami icin link
derinhakikatler.blogspot.com/2…

Dunyanin Cizgi Romani
Grafik Kanon, bu onemli kanonik anlatilari cizgi roman olarak biraraya getiren kallavi bir antoloji. Uc cilt halinde yayinlanacak calismanin ilk cildinde Gilgamis'tan de Laclos'un Tehlikeli İliskileri'ne varincaya kadar cesitlenen kronolojik bir secme yapilmis. Secilen anlatilarin bir kismi daha once yayinlanmis cizgi romanlardan iktibas edilmis, cogunlugu ise bu album icin ozel olarak uretilmis. Oldukca iddiali bir calisma. Bildigim kadariyla bu kapsamda ve edebiyata dayanan bir cizgi roman antolojisi hic yapilmadi. El hak, heyecan verici bir cogulluga sahip. Uygarlik tarihiyle ilgili benzeri kitaplarda evrensel olanin Bati Uygarligi, yerel olanin ise diger topluluklarin kulturu oldugu iddiasi vardir, bu ve benzeri yonsemeler Avrupa merkezcilik olarak elestirilir. Grafik Kanon, boylesi bir korluge o siddette kapilmamis, az bilinen anlatilara dahi yonelmis. Takdire sayan bir editorluk calismasi olmus, Turkce baski icin yayinevi, Mevlana'yi bu cilde dahil etmis ve Ogunc Ersoz'e iki sayfalik bir illustrasyon yaptirilmis. Anladigim kadariyla, sonraki iki ciltte yerli katkilari surdurecek, artiracaklar.

Yazinin tamami icin link
derinhakikatler.blogspot.com/2…

Karagoz'den Yana Olan Adam
Donemin en onemli mizah dergisi Akbaba'nin sahibi Yusuf Ziya'ya hukumetten, ortulu odenekten aldigi paralar yetiyor, bu yuzden de dergiyi bicimsel olarak degistirmeye kalkismiyor. Onun derdi, icerik degil siyasi iktidarla olan mesafesi cunku. Aziz Nesin, caresiz kalinca, Markopasa'da elestirdigi ve alenen kucumsedigi rakibi Yusuf Ziya'dan is istiyor. Uzucu bir durum bu. Nesin, 1953 ya da 1954'te Akbaba'da calismaya basliyor. Bu baslangic tarihi Ortac'a gore 1952; Nesin'in kendi yazdigi kitaplarda ise bir ya da iki yil sonrasi olarak degisiyor. Nesin, imzasini kullanarak, 1957-1974 yillari arasinda 332 hikâyesini Akbaba'da yayinladi. Buyuk bir rakam bu.  1957 oncesindeyse Ortac'in endiseleri yuzunden cesitli mahlaslarla hikâye, fikra, taslama ve cizgi roman senaryolari yazdi. Nesin Yayinevi, Aziz Nesin'in (kimileri takma isimle) yazdigi cizgi romanlari albumlestirmeye karar vermis. Bilmem Ne Adasi (ciz. Nehar Tublek) ve Berber Nonos  (ciz. Yalcin Cetin)  onsozlerine bakilirsa bes kitapla nihayetlenecek dizinin ilk iki kitabi. Hayirli bir is olmus.

Yazinin tamami icin link
derinhakikatler.blogspot.com/2…

Bu Hikâyenin Kahramani Bertrand Russell
Logicomix, matematik ve felsefe hakkinda bir grafik roman. Tamam, cizgi roman ve matematik hisim akraba olmadiklarindan kulaga hos gelmeyebilir ama sempatik bir kitap bu. Rahat bir dile, sevimli cizgilere, didaktik olmayan bir tavra sahip. İki yazar ve iki cizerden olusan bir ekibin urunu. Hikayenin kahramanlari olarak onlari da izliyoruz, icerikle ilgili tartisiyor ve bazen anlasamiyorlar. Herseyden once zor bir ise kalkismislar. 19.yuzyil sonundan 2.Dunya Savasinin baslangicina kadar gecen yillarda yasanan mantik ve matematik temelli tartismalari resmetmisler.

Yazinin tamami icin link
derinhakikatler.blogspot.com/2…
  • Reading: DG
Oryantal Bir Arınma hikayesi
Kahire, Amerika'da M.K.Perker imzasini kullanan Kutlukhan Perker'in cizdigi, Willow Wilson'un yazdigi bir grafik roman. Amerika'da ilk kez 2007 yilinda yayinlandigi, kendi olculerinde basarili oldugu, ustelik Perker Turkiye'de bilinen bir cizer oldugu halde Kahire nedense yayincilarin ilgisini cekmedi, tercih edilmedi veya hatirlanmadi. En azindan kitap dunyasindaki iki yildir suren cizgi roman ilgisini hesap ederek daha once yayinlanacagini dusunmustum. Perker, caliskan, istahli, kendini gelistirmek isteyen cizerlerimizden oldu hep. Turkiye'de mizah dergiciliginin tukenme raddesine geldigi, kadrolarin daralarak yeni cizerlerin kendine mecra bulamadigi bir donemde Amerika'ya yerlesti. Turkiye'deki cizgi gelenegiyle Amerika'daki hâkim uslubu kiyaslayarak, Perker, orada, cizgi romandan ziyade karikature ve illustrasyona daha uygun calismalar yapacak gibi gelmisti bana. Oyle olmadi. Perker bir sure sonra cizgi roman sektorune dâhil oldu. Su da var: Cizgi roman endustrisi son yillarda cok degisti. Cizgi roman okurunun yaslanmasi, grafik romanin yayginlasmasi, buyuk sirketlerin az satacagini bastan bildikleri gorece edebi ve entelektuel tinilari olan isler yayinlanmasi belki de islerini kolaylastirdi.

Yazinin tamami icin
derinhakikatler.blogspot.com/2…

Corto Maltese, cizgi romanin varoldugu her yerde, ozellikle Avrupa'da buyuk deger atfedilen, itibarli bir cizgi romandir. Sanatin, edebiyatin, iyi hikayenin ve istahli bir seruvenciligin mevzu edildigi her yerde bir simge olarak onunla karsilasabiliriz. Bakmayin siz, cizgi roman asagi yukari, kirk yildir sanat oldugunu ispata calisiyor. Ve bugun 'farkli bir sey okudum, bildigim cizgi romanlara benzemiyordu' deniyorsa veya grafik roman denen sey varsa eger, hakkini teslim edelim, Corto'ya ve yaratici Pratt'a cok sey borcluyuz demektir. Hic okumadiysaniz veya daha fazlasini soyleyeyim: hayatinizda hic cizgi roman okumadiysaniz, Corto'yu tavsiye edecegim. İyi bir dizi hikaye okuyacaksiniz.

Yazinin tamami icin
derinhakikatler.blogspot.com/2…

Grafik Romanin Kiyisindayiz
Grafik romani anlatabilmek icin bir kac ayrimi belirginlestirelim: biliyorsunuz cizgi romanlar genellikle duzenli olarak (haftalik, aylik ve bazen mevsimlik) yayinlanir; fiyatlari, mumkun oldugunca cok kisinin satin alabilmesi icin ucuz tutulur. Grafik romanlar bicimsel olarak farklilar: 48-64 sayfadan olusan, 1. hamur veya dusuk gramajli parlak luks kâgit kullanan bir yayin bicimine sahipler. Dergilerden farki, periyodik olmamalari ve baslayip biten hikâyeler icermelerinden kaynaklaniyor. Yapim maliyeti yuksek ve pahali kitaplar olarak da goruluyorlar. Grafik roman icin Avrupa tarzi albumlere ve sanatsal yaklasimlara oykunulerek secilmis bir isim diyenlere katilirim. Cunku basili urunler, dergi ve kitap yerine Fransa'daki gibi album olarak nitelenebiliyor. Roman vurgusu yine oradan edebi karakteristigi ve olay orgusunun derinligini ifade edebilmek icin secilmis. Fransa'daki BD Novel akimini hatirlatiyor. Turkcede comics karsiligi olarak kullanilan cizgi romana (sifat tamlamasi olarak romana) tuhaf bicimde benzesen bir durum bu. Ozetle grafik roman, kalifiye (ustun nitelikli) cizgi roman sayiliyor.

Yazinin tamami icin
derinhakikatler.blogspot.com/2…

Babama Soylemediklerim
Michel Kichka, İkinci Kusak'ta bize babasini anlatiyor; temerkuz kampindan sag salim, direnerek kurtulmus, yasananlara iliskin anlattiklari nedeniyle sonralari uluslararasi bir sohret kazanmis, Holokost kurbanindan Holokost kahramanina donusmus bir baba bu. Sadece babasini ve onun dramatik deneyimlerini degil, annesini, kardeslerini, ergenligini, evlerini, gundelik hayatlarini, aile hiyerarsilerini de resmediyor Kichka. Nasil giyinmeli, nasil konusmali, neyi basarmali, neyin yasak oldugunu bilmeli, neyi paylasmamali vs. "Evdeki kural basitti: Babam her zaman hakliydi. Mutabik olmadigimizda ya da yanlis yaptigini dusundugumuzde bunu kendimize saklardik". Kichka'nin aile hikayesi elbette biricik ve benzersiz degil ama anlattikca bir terapiye donusmesi bakimindan ilginc. Kendi ifadesiyle ailenin medari iftihari olmus bir cocukmus, bu pek degismiyor: buyume hikayesi de cok sorunlu gecmiyor.

Yazinin tamami icin
derinhakikatler.blogspot.com/2…

Gazze Siyaha Boyali Bir Ev
Sacco, "cizgi roman gazeteciligi" olarak Turkcelestirilebilecek  Comic Journalism turunde albumler yapan bir auteur. Kendini tanimlarken gazeteciligini mutlaka vurgulamayi tercih ediyor zaten. Hakkinda yazilanlara bakilirsa, Aziz Nesin iyi degil caliskan bir yazar oldugunu vurgulardi ya hep... Sacco'nun da iyi bir cizer oldugundan hic soz edilmiyor.  Boyle bir beklenti de yaratmiyor. Roportajlarinda sanat ya da estetikten ziyade siyasete ve habere iliskin konusuyor. Calismalarinin butunune bakilirsa, kendini her albumunde gelistiren bir cizer, belgeselci bir tutumu oldugu icin sayfalarini teferruatci bir titizlikle kuruyor. Mekân, kiyafetler, yasanan yere ait detaylara (duvar yazilari, reklam panolari, diyalektler) basvuruyor. Kolay cizen-ilk bakista kendine hayran birakan cizerlerden degil. Sacco anlattigi hikâyelerle hatirlanan bir cizer. Gercegin, haberin, savasin ve dramin yani basinda durarak zaten ne denli cesur oldugunu gosteriyor bize. Bir tur savas muhabirligi denebilir yaptigina.

Yazinin tamami icin
derinhakikatler.blogspot.com/2…
  • Reading: DG
Yeni bir yazarin ilk kitabiyla tanistik, pek alisik oldugumuz tarzda bir calisma degil. Murat Basekim, DG adini verdigi, bir tur ocu olarak anlattigi Deli Gucuk'un yedi hikâyesini sunuyor bize. 19. yuzyilda, Osmanli tasrasinda gecen rivayet ile mubalaga ile sekillenen hikâyeler bunlar.

Seruven edebiyati icinden konusan, korku ve fantastik ogelerinin hâkim oldugu anlatilar da diyebilirdik. DG, yedi kargasiyla bir seyyah gibi dolasan, anlasildigi kadariyla onlarla da konusabilen, yasayip yasamadigi belli olmayan karanlik bir adam. Kotulukle karsilasiyor ve onlara karsi bir kanun koyucu gibi davraniyor, kisas ilkesinden hareketle acimasizliga acimasizca karsilik veriyor. Hikâyelerin yazari Murat Basekim'le edebiyat anlayisini ve kitabini konustuk.

+ Dunyanin gelmis gecmis en buyuleyici yazari Poe'dur diye baslasam ne dersiniz? Ne kadar yakinsiniz Poe'ya?
Cok yakinim. Acikcasi, yazida ve resimde romantizme inaniyorum. Goethe'in cephe degistirip klasisizme iltica ettikten sonra sarf ettigi "romantizm hastaliktir…" ahkâminin tam tersini savunuyorum. Dunyada (guluyor) en nefret ettigim roman Don Kisot'tur; o yel degirmenlerinin etobur devler olmamasina halen bozulurum. Bence Don Kisot veya Mai ve Siyah gibi eserler, yani romantik budalalarin er ya da gec tokezleyecegi ve burunlarinin surtulecegi mesajini gozumuze sokan kitaplar, "sistem sonunda hep kazanir" diyen, "gercek dunya (trademark) hayalci ruhlari hep orseler" diyen metinler, Poe veya Coleridge gibi adamlara gore daha dar bir ufka sahip. Tamam, harika karakter tahlilleri olabilir… Ama sonucta tum bu gercekci, naturalist metinleri iyi kurgulanmis, titizce hesap edilmis, tasarlanmis zanaatkârlik urunleri olarak goruyorum. Poe ya da Hermann Hesse gibi adamlar ise icten gelen bir mutlaklik ile yaziyor. Onlarin derdi, gercek hayatin, hayaller karsisinda her daim zafer kazanacagini duyurup tasdik etmek degil; bu adamlar baska icgudulerle yaziyor, o yuzden onlari zanaatkâr degil, sanatkâr olarak goruyorum. Zaten buradaki yol ayrimi da o lise edebiyat derslerinin meshur tartismasi olan sanat, sanat icin mi? sanat toplum icin mi?  meselesi. Sanati halka yarayacak ekmek ya da bulgur gibi dusunup, faydaci misyonlar yuklerseniz, elbette ki duslerin beyhude oldugunu ve hayalcilerin de sonunda mutlaka cuvallayacagini yazar, hatta romani bu ugurda bir propaganda aracina donusturursunuz. Ama insan ile doganin gizli bir kacamak yaparak, kultur denen yapay seyden uzakta peydahladigi gayri mesru cocuklari olan sanati kendi haline birakirsaniz, sanat ile dunyayi kurtarmaya calismazsaniz, ufuklari cok daha uzaga genisleyecektir diye dusunuyorum. O yuzden Poe ve sosyo-siyasi misyonlardan ayiklanmis tum romantikleri seviyorum. Onlara daha cok saygi duyuyorum.  

+ Cogu zaman soyle bir onyargiyla karsilasiliyor. Korku ve fantastik turunde ne yapsaniz sanki taklit ediliyor gibi geliyor insanlara. Bu onyargiyi hesap ederek soruyorum: Yerli bir hikâye anlatmak, yerel motifleri kullanmak zor mu sizce?
Yerli korku tamlamasinin her iki bileseni de, yani yerli unsuru da, korku unsuru da zor gunler yasiyor bence. İki kavram da icerik erozyonuna ugramis durumda. Oncelikle korku kavrami coktu; ozellikle su ara eski, saygin korku trope'lari, oykulere cerez birer fast-food malzemesine donusmus durumda. Vampirler liseye giden parlak oglanlar (ozellikle de gunes isiginda yanmak yerine parlayinca); kurt-adamlar sirf isimlerindeki –adam takisindan oturu kahraman/anti-kahraman kalibina sikistirildi, kimse likantropinin bir lanet oldugunu hatirlamiyor. Lost Boys harika filmdi, ama vampirlere hayranlik duymamizi baslattigi icin buyuk vebali var. Hele Buffy, bu konuda Twilight'in atasi olarak bas suclu. Ayrica yerellik de sancili… Mintika kaybi yasaniyor. Dikkat edilirse gorulecektir: Yeni dunya (U.S.A.), hizla ve hirsla eski dunyanin urkutucu veya saygin mitlerini, sablonlarini alip adapte ediyor ve sonra da dunyaya hizla geri satiyor. Thor filminde Norvec'ten 30 saniye kadar bahsedildi. Her ne hikmetse bir İskandinav tanrisi Oklahoma'da islev gormeyi tercih ediyordu o filmde. Vampirler ise yeni dunya icinde eski dunyaya  (Avrupa'ya) mimari ve hava olarak en yakin sehirler olan Boston ya da New Orleans'a ususuyor hep hikâyelerde… Bunun nedeni onlarin aslinda Amerikan mitleri olmamasi. Bu kulturel yeniden ambalajlama kesmekesinde yerli unsurlara tutunmak, yerel bir hikâye anlatmak o yuzden daha zor. Berke ile Pelin'e Kas plajinda saldiran anonim zombilere dair anlatilacak bir hikâyenin daha cok begenilme ihtimali var hatta. Bu arada bunun tersi de tehlikeli bence; yani demek istedigim, tamam evet hepimiz kucukken korktuk o Gulyabani filminin malum sahnesinde, ya da Karagoz'un hamam macerasini izledigimizde. Ama artik o noktada takilip kalmamak lazim diye dusunuyorum. Bence mesele Volkswagen kaportasini cikarip yerine Tofas kaportasi takmaktan ibaret degil sanki.           

+ Farkli zaman dilimlerinde ve bolgelerinde yasayan-anlatilan bir imgeden soz ediyoruz. DG'yi zaman icinde bir seyyah gibi gezdirirken neyle hesaplasiyor bu kahraman?
Kitaptaki hikâyelerde, DG illa ki olmus bir sucu cezalandiriyor. Yani onleme veya caydirma gibi, catisma cozumleyici yumusak guc kullanimlari ile ilgilenmiyor. Mutlaka bir sucun ya da zorbaligin olmasina goz yumup sonra tezahur ediyor. Dolayisiyla ozellikle tescilli zorbalara karsi bir davasi var gibi gorunuyor. En azindan bana.  

+ DG bir ocu mu? Kargalar ve siyahlik kotulukle ozdeslestirilir halk mesellerinde… Olumsuz yani daha baskin sanki…Bence DG ocu, yani DG denize dusenin son dakikada sarildigi yilan; ogrencinin universite tercihindeki en son, en istenmeyen secenek. Ac kalanin tamtakir dolabindaki kuflu ekmek, kurtlu mercimek. Ne yapacaginin garantisi olmayan, Dogu'ya, Sark'a dair tum tekinsizliklerin, tum kemliklerin vucut bulmus (bazen de bulmamis) bir hali. Oyle her dara dusenin her an cagirabilecegi bir Hizir (acil servis) degil yani.

+ İyilik ve kotuluk meselesine nasil bakiyorsunuz? Bir masal ve halk hikâyesi bicimini yeniden yorumladiginiz icin soruyorum bunu.
İnce ve kalin ruhlar olduguna inaniyorum. Ornegin bence ruhlari kalinlastiran seyler: Bagnazlik, ego, iktidar, kulturel atalet, para, hinc ve tabii ki mevcut mizac potansiyeli. Ruhlari incelten seyler ise: Vicdan, kitaplar, empati, kulak verme, okuma vs. Gunde bir Salinger ile, gunde 1 santim inceltilebilir ruhumuz. Buna inaniyorum. DG'nin carpistigi da hoyrat ruhlular. Oyle olmasa, Dugumler oykusundeki uc karakterin uc akibeti arasinda fark olmazdi. Ama orada o canilerin kalan vicdan kalintilarini ve eylemlerini titizce tartip, ondan sonra harekete geciyor DG. Dolayisiyla evet, DG'de de, gercek hayatta da bir İyi-Kotu ayrimi olduguna inaniyorum. Her tur akil-nasiri, her tur ruhsal hoyratlik, bizi gercek kotuluge goturur bence.    

yazi icin Radikal Kitap link
kitap.radikal.com.tr/Makale/de…
  • Reading: DG
-Bu oglanin memleketinde bir mahluktan bahsederler: Enkebir... Bir nevi gece cini. Anadolu'da baska baska isimlerle bilinir. Ardahan'da Yolazdiran, Aladaglar'da Harparik, Yozgat'ta Kibilik, Diyarbekr'de Kepoz derler ona; Harput'ta Kamos, Niksar'da Aldaci, Zile'de Hobur, Kars'ta Mekir, Edirne'de Koncolos... Cukurova'da Varsaklar ona Kara-kirnak ya da Kara Tirnak der. Surmene'dekiler ise Karakura. Lazlar Germakoci bazen de Dagkoci der... Dag Adami yani. Kaftarkuski, Carsamba Babasi veya Ahubaba diyen de coktur ona. Kimi Kara Baba diye bilir onu. Ama su kuru bozkirin gobeginde, Anadolu'nun corak kasiklarinin ortasinda, onu esas Deli Gucuk diye bilirler... Oglan onu imdada cagiriyor.

19.yuzyil Anadolu bozkiri, binbir dilli beddua, goz gozu gormez yagmurlar, kimsenin ugramadigi tenha yollar, gece uykusundan sag cikan yolcular, afyon ve tutun dumani, sayia ve velvele, kan pihtisi...

Memleket kokan adalet. Huzursuz seyyah, kargalarla konusan adam "yalan dunya, kahrolasi hayat". DG, Osmanli tasrasinda, dunyayla, alcaklarla, kendiyle hesaplasiyor...

Murat Basekim, karanlik bir adamin hikayelerini anlatiyor. Rahatsiz edici, tekinsiz ve tuhaf...Zifiri bir siyahlikla edebiyat sehrengizine corekleniyor.

10 Ekim 2012 tarihinden itibaren seçkin kitapçılarda
İletisim Yayinlarindan...

Kapak icin asagidaki linki tiklayabilirsiniz
deligucuk.blogspot.com/2012/10…
  • Reading: DG
Cihangir'in Barbar Kedisi
Kotu Kedi Serafettin, doksanli yillar mizahinin tekrara dustugu bir donemde, bu anlayisla uslup olarak hesaplasan yeni bir dergide L-manyak'ta ortaya cikti. Foto realistik arka planlari seven, tarama ucuyla, ciniyle ugrasmaktan haz alan bir cizerin anlatisiydi. Anlatim bicimi bir sentezdi; Ahmet Yilmaz ve Tarantino'nun teferruatci gevezeligi, Oguz Aral surati biraradaydi. Cihangir'de, apartmanlarin catilarinda kediler arasinda seyreden bol diyaloglu uzun icki muhabbetlerinin hemen arkasindan aksiyona dayali kareler pesi sira geliyordu. Serafettin'in, Bukowski'yi yad eden muhabbetciligi, kendiyle dolu (un)cool durusu, Onder Somer'i arayan Ayhan İsik'ligi, Tecavuzcu Coskun ile Conan'a hisim akraba olan kotulugu onu populerlestiren muhteviyati oldu. Bulent'in punk gecmisi, estetik isyanciliginin da Kotu Kedi konusulurken hesap edilmesi gerekiyor.
Yazinin tamami icin link
derinhakikatler.blogspot.com/2…

Bonbon Sekeri
Jeff Smith, Bone dunyasinda, izliyor ve biliyor olsak da Kuzey Amerika kulturunun daha yakindan tanidigi populer kliselere basvurmus. Malumunuz mizah yasadigi yere benzer. Tiplemelerini Walt Kelly'nin Pogo'sundan (1948-1975) almis ornegin. Pogo, bizde hic bilinmemekle birlikte, Amerika'nin cok sevilmis bant karikatur dizilerinden biridir. Pogo'nun naiflikten beslenen espri evreni, anlasilan o ki Smith icin iyi bir referans olmus. Diger yandan, Bone'un asil kaynagi Walt Disney olarak da gosterilebilir. Zaten dizinin ilk cikisi Disney'in cizgi roman dergilerinden birinde olmus. Dizinin uc kahramani Fone Bone, Phoney Bone ve Smiley Bone, Disney'in uc kahramani Mickey Mouse, Donald Duck ve Goffy Goof'den ilham alinmis. Uclunun karakter ozellikleri birebir onlari andiracak bicimde duzenlenmis. Mickey'in saf iyilikten, Donald'in hirs ve kazanma acullugundan ve Goofy'nin hayalci sallapatiliginden kaynaklanan komiklikleri pek cok populer anlatida yinelenmis, bir kalip olarak yayginlastirilmistir.

Yazinin tamami icin link
derinhakikatler.blogspot.com/2…

Demir Leblebi Yeniden
Julia hikâyelerinde bir "dark city" atmosferi yaratildigi goruluyor: karanliklar, neonlar, izbe sokaklar, siluetler, mutsuz ve yorgun yuzlerle dolu umarsiz bir sehir var basrolde. Hemen her hikâye farkli cizerler tarafindan uretilmesine ragmen hepsini birbirine yakinlastiran sey, miladi Caniff, Eisner ya da Hazard benzeri "sert" fircalarin urkutucu siyah-beyaz karsitliklarina dayanan atmosferi istahla ve israrli bicimde vurgulamalari olabilir. Bu tekinsiz resim, Julia'nin uzerinde agir bir "gerilim" karanligi yaratiyor; kâbuslari ve yalnizliklari pekistiren, suclari ve cezalari hazirlayan bir arkaplan hazirliyor. Dylan Dog'un korku ve Nick Raider'in New York atmosferinin melezlesmis bir bicimi belki de.

Yazinin tamami icin link
derinhakikatler.blogspot.com/2…

Geeeker Resitali, Super Kahraman Geyigi
Kick-Ass icin ilk soylenebilecek sey geek bir hikâye oldugu. Bicimsel olarak anaakim Amerikan cizgi romanlarini andirmasi istenmis ama cizgi ve parodiye yakin tutumu, anlatimi bastan sona farklilastirmis. Hikâye, Don Quixote temasina dayandirilmis. Kaba hikâyesi soyle: iyi bir okur, tutkulu bir koleksiyoncu olan genc lise ogrencisi okudugu super kahraman cizgi romanlarini modelleyerek kotulerle savasmaya karar veriyor. Kendiyle ve cizgi romanlariyla dolu bir hayati var. Kisa bir sure once oksuz kalmis ama bu durum daha cok babasini etkilemis gorunuyor. Baba, yalnizligini, ogluna karsi sorumlulugu patetik bir bicimde abartarak yasiyor. Onu, babasina telkinlerde bulunurken ya da adamcagizin dramini sarkastik bir edayla anlatirken okuyoruz.

Yazinin tamami icin link
derinhakikatler.blogspot.com/2…
  • Listening to: Onur Ozmen
  • Reading: Sehre Gocen Esek
  • Watching: Mor Menekseler
  • Playing: fm
  • Eating: Kuru Fasulye Pilav
  • Drinking: demli cay
Hortlaklardan Dersler, Vampirlerden Meseller
Nodierin biyografisinde ilginc ve oldukca spekulatif ayrintilar var. Da Vinci Sifresi romaniyla ilgi ceken Sion Tarikati adli Masonik teskilatin uzun yillar buyuk ustatligini, yoneticiligini yaptigini biliyoruz. Bu tur teskilatlarin dualistik ayrimlara olan saplantili bagliliklarinin, paganik ilgilerinin, cemiyet ozculuklerinin ve aidiyet yeminlerinin seruven edebiyatinin hosuna gittigini biliyoruz. Nodier sahiden de Sion tarikatinin yoneticiyse neden vampirlerle bu denli ilgilenmis, orasi bir muamma. Kitaplarinin yeniden basilmasinda bu gizemli muglâkligin faydasi olmustur mutlaka. Romandan cok yazarin, cevresinin, hayatinin ve mahreminin daha cok konusuldugu bir "bugun" yasadigimizi hatirlatirim.

Yazinin tamami icin link
derinhakikatler.blogspot.com/2…


Fransizca Konusan Samuray
Populer kulturde, samuray mitinin bir silahsor, sovalye ya da Hun cengâverinden pek bir farki yoktur. Hepsinin silahi mesru kilan, siddeti haklilastiran ve olumle ic ice suren bir yasam bicimleri vardir, oyle tahayyul edilirler. Sekuler hayat ve modern tahkiye gelenegi, bu savascilarin dinle iliskisini sinirlandirmis ve hatta onlari otoriteyle sorunlari olan, anarsist ve cool tabiatli bireylere donusturmustur. Gecmiste din ve Allah adina savasan bu muhafizlarin, olumu yucelten, sehitlik mertebesini mesrulastiran eylemleri; adalet algisiyla catisan baska bir eksene cekilmistir. Toplum, gelenek ve duzen bozulmustur vs. Samuray mitinin enteresanligi, olumu goze alma (ve onun anlatilma) tarzindan kaynaklaniyor. Sakinmadan olume gitmesi, acimasizligi, hicbir akli muhakemeye girmemesi ve mutlaka hizli hareket etmesi bir imge olarak "populer edebiyati" heyecanlandirmistir. Japon populer sinemasi gibi samuray filmleri de altmisli yillarin ikinci yarisindan itibaren global kulturde yayginlastilar. Bizdeki mevcut Japon mitleri de (Karate, Ninja, Kung-Fu vs) o tarihlerden itibaren gundelik dilde kullanilir olmustur.

Yazinin tamami icin link
derinhakikatler.blogspot.com/2…

Red Kit 65 Yasinda
Adini kim koyarsa koysun, Red Kit bir bicimde benimsendi, cesitli dergilerde ve kendi adini tasiyan yayinlarda kullanildi. Gerci birkac yerde "Luk Luk" gibi denemeler yapilmadi da degil. Orijinali renkli oldugu icin, 1959 yilindan bu yana daha cok kopyalanarak yayimlanabildi. Baski maliyetlerinin dusmesi, telif haklarinin onem kazanmasi ve onemli yayinevlerinin cizgi roman yayinciligina girmesi Red Kiti zaman icerisinde bu kopya cizgilerden kurtardi. İlk donemlerde Red Kitin kopyalarini Fuat Yilmaz yapti (Dizinin cevirmeni Ali Ondesti). Aydinger kullanarak yapilan bu kopyalarda baska isimler de oldu. Frankofon cizgi romanlar yayimlayan Sakrak ve Silliler ailesinin calistigi kaligrafist, kapak ressami ya da temiz kopya cekebilecek herkes bu kopyalari yapti. Hayri Onder, Erol Kandiyar, Fuat Yilmaz, "Bora", Erdogan Bozok v.d. bu yayinevlerinin cikardiklari butun cizgi romanlari kopyaliyorlardi.

Yazinin tamami icin link
derinhakikatler.blogspot.com/2…

Avrupali Bir Japon Hikâyesi
Ronin, bilindigi uzere, efendisiz savasci (Samuray) anlamina geliyor. Japon tarihinde, derebeyleri yanlarinda besleyebilecekleri olcude savasci tutuyorlar. Savas olmadiginda, kitlikla karsilasildiginda veya gelirleri azaldiginda Samuraylarin bir kismi serbest birakiliyor veya masraflari azaltmak adina uzun yolculuklara gonderilebiliyor. Bazen onur kirici bir suc, asikâr bir hata veya ahlaki duskunluk de samuraylarin efendisiz kalmalarina neden olabiliyor. Samuray hikâyelerine bakilirsa, dâhil oldugu hiyerarside yukselemeyecegini anlayan kimi savascilar, efendilerinden izin alarak disariya cikiyor, un kazanmak icin baska turden bir yola giriyor. Bu kisa ozet bile saniyorum, seruven edebiyatinin efendisiz savascilari, Roninleri neden sevdigini acikliyor. Otoriteyle bagini koparmis, sayginligini yitirmis, gittigi her yerde korku ve endise yaratan silahli bir adami dusunun. Roninin kelime anlaminin denizdeki dalgalar gibi savrulan insan oldugu soyleniyor. Bir seyyah gibi koyleri gezen, itibar arayan, bulduguyla yetinen bir avare, aylak ya da kirsalin flaneuru da denebilir… Uzerinde kiyafet gun be gun epriyen, kilicindan baska degerli bir seyi kalmayan yoksul(lasan) bir adam ayni zamanda…


Yazinin tamami icin link
derinhakikatler.blogspot.com/2…

Basin Ressamlarinin Kitabi
Kitap bir dokum olunca ve bu kadar ureticiyi bir arada-pesisira gorunce birkac nokta hemen dikkat cekiyor. Oncelikle ureticiler arasindaki mektepli-alayli veya sanat-zanaat ayrimi en bastan gorulebiliyor, buna cok ureten, gecim sikintisiyla uretenler ile secerek, uzun zaman harcayarak daha az uretenlerle ilgili bir ayrim da diyebiliriz. 1923-1960 arasinda cizerlik yapip da cizgi roman, karikatur, kapak, reklam, sinema afisi yapmayan yok gibidir. Gelen hicbir teklifin reddedilmedigini anliyorsunuz veya tersi de soylenebilir. Sanat camiasinda ismi olan saygi ve itibar goren ressam ya da tasarimcilarin 1960 oncesinde hayli pulp-trash calismalari oldugunu biliyorsunuz. Sadece gecim sikintisiyla bakilabilecek bir mesele degil bu veya sadece bu olamaz demeliyim. Piyasa, sanati ve beklentileri ister istemez belirliyor, daha dogrusu normallestiriyor; ureticilerin farkli mecralarda var olmasini, taklit ya da intihali mesrulastiran bir sonucu olabiliyor bu coklugun. Ayni cizerin devlet erkâninin istifledigi kanonik ve siyaseten Turkcu bir tablosunu da gorebiliyorsunuz piyasa isi erotik bir calismasini da… Gil Elvgren ya da Enoch Bollesin birebir kopyasina da rastliyorsunuz, bambaska ozgun bir katkiya da… Gunde 4-5 kitap kapagi cizen ressama da sasirmiyorsunuz.

Yazinin tamami icin link
derinhakikatler.blogspot.com/2…
  • Listening to: The Animals
  • Reading: Sehre Gocen Esek
  • Watching: BBC Serials
  • Playing: fm
  • Eating: Nothing
  • Drinking: demli cay